21 Ağustos 2017 Pazartesi

Evren Soyuçok ile YouTube Canlı Blog Sohbetlerinin Konuğuyum


Blog Yazarlığında 12 yılı dolduran e-vren günlüğü'nü takip edenler bilir,
Evren Soyuçok çok donanımlı bir blogger,
Bu 12 yılda öyle anlamlı işlere imza attı ki takdiri hak ediyor,
Son bir yılda yaptıklarını kendi kaleminden okumaya ne dersiniz;



İNSTAGRAMEVRENİ instagram hesabı

Biz bu akşam YouTube'da Canlı Yayındayız Evren ile bizi izlemek isterseniz şu linke bir TIK'lamanız yeterli

20 Ağustos 2017 Pazar

İZMİR'DE YAZ TATİLİ-YAZLIK HAYATI

Yirmi küsür yıldır Özdere, Gümüldür arasında yer alan yazlığımızda geçiriyoruz tatilimizi,
Yolunuz oralara düşerse mutlaka denizine bırakın kendinizi,
Karadeniz'de benim en sevmediğim; denize girersiniz 10 metre gidersiniz  ama hala deniz, dizinize kadar gelir ve bir türlü derinleşmez,
Egede deniz tam benim istediğim gibi 1-1.5 metre gidiyorsun ve deniz, boyu geçiyor,
Yüzmeye benim gibi tutkunsanız bu deniz tam size göre,
Deniz sabahları havuz gibi, bazı günler öğleden sonra dalgalanıyor,
Kumsal sessiz sakin yatarken, sürekli önünüzden geçen mısırcı, midyeci, gevrekci, gözlemeci ile bir anda renkleniyor sahil,



Fotoğraf biliyorsunuz bende bir tutku,
Çekip anında instagramda paylaşmak ve yorum almak çok keyifli,
Yorum almasa da ben daima fotoğraf çekeceğim gerçi o bir gerçek,

 Bu yaz sahilde "Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım" kitabını okudum,
Elena Ferrante'nin dört ciltten oluşan Napoli Romanları,
Bir çok blogger arkadaşımdan bu kitaplar ile ilgili övgüler almıştım,
Kitap kurtları Lale, Banu'nun önerisi ile daha da merak etmiştim,
Sonunda ben de başladım okumaya,
Öneririm....


Yazlık hayatından biraz bahsetmek istiyorum sizlere,
Yıllardır aynı yere gidince komşuların oluyor,
Yazlığa gittiğim ilk İlk yıllarda gördüğüm koşturup oyunlar oynayan çocuklar şimdi büyümüş evlenmiş çocukları olmuş durumda, 
Sabah yürüyüşüne giderken bir sürü tanıdık yüze Günaydın diyerek siteden çıkıyorsun,
Sabah kahvaltısını istediğin gibi yapıyor ve kendini deniz kıyısına atıyorsun,
Akşamları ise mangal sefası,
Ankara'daki hayatımdan çok da farkı olmuyor aslında,
İşe gitmek dışında :)
Hele de bizim çocuklarla da gelince yazlığa sabah, öğle, akşam yemekleri düzenimiz devam ediyor,
Yaz kış bizde çorba içilir mesela,
Akşam mangalda et yapılıyorsa yanında mutlaka pilav veya makarna ister bizimkiler,
Patates de olsa fena olmaz tabi ki,
Salata, karpuz ise olmazsa olmazlar,

Herşey Dahil Tatil Köyleri ve otellere tercih ederim yazlık hayatını açıkçası,
Ne yediğini bilmediğin envai çeşit yiyecek ve kalabalığa tercih ederim,
Ya butik küçük otellere gitmeli ya da kendi evinde tatil yapmalı diye düşünüyorum ....

Ege'de her adımda gördüğüm Zeytin Ağaçları bana mutluluk veriyor,
Gözümüz gibi bakmalıyız 
Geçen yıl Kuşadaı'nda arkadaşımızın bahçesinden topladığı  Siyah Zeytinleri Mahocum topladı bir 5 litrelik su şişesinde zeytin yaptı ve tadına doyamadık,
Ev Yapımı Siyah Zeytin tarifini bu siteden alabilirsiniz,
Bu kıymetli değerimize sahip çıkmalıyız....

 Yazlıkta geçen geceleri renklendiren ise Gece Pazarları,
Özdere Pazarı, Gümüldür Pazarı ve Ürkmez Pazarı,
İzmir'de uygun olan ihraç fazlası tekstil ürünlerini ucuz fiyata alabilirsiniz,
Takı, seramik süs eşyaları, hediyelik eşyalar alabileceğiniz gezebileceğiniz yerler

Balık yemek için ise Sığacık'a gitmenizi öneririm,
Sığacık'ta Nefes Takı Asuman'ın el emeği şahane takılarına göz atmanızı öneririm,
Seferihisar Türkiye'nin ilk Cityslow'u biliyorsunuz
Kaleiçindeki organik pazara bir Pazar günü gitmenizi öneririm,
Şanslı iseniz  orada bir konsere  denk gelebilirsiniz....

18 Ağustos 2017 Cuma

Kurban Bayramında Alınabilecek En Güzel Hediye

Kurban Bayramı’nda sevdiklerinizi ziyaret ederken, yıllar boyunca kullanabilecekleri pratik bir hediye de vermeye ne dersiniz? Yalnız uyarayım; bu hediye o kadar güzel ve kullanışlı ki, kendinize saklamak isteyebilirsiniz! Derin dondurucular son derece faydalı cihazlar ve özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde büyük bir sorunu çözüyorlar: Uzun süreli gıda depolama. Geçen bayram bir derin dondurucu kullanmanın ne denli önemli olduğunu anladım, zira etlerimin çoğunu (bozulmasınlar diye) hemen tüketmek, tüketemediklerimi de dağıtmak zorunda kaldım. Buzdolapları uzun süreli gıda depolamak için uygun bir çözüm değil, en fazla bir hafta içinde et tüm tazeliğini yitiriyor, hatta bozulmaya başlıyor.




Derin dondurucular ile böyle tanıştım ve uzun bir araştırmadan sonra, tercihimi yatay derin dondurucu modellerinden yana kullandım. Yatay olmaları kapaklarının üst kısımda olması anlamına geliyor. Bu tasarım son derece kullanışlı ve pratik: Muazzam bir kullanım rahatlığı ve depolama alanı yaratıyor. Marka konusunda seçim yaparken hiç tereddüt etmedim ve Uğur Soğutma markasını seçtim. Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma, 63 yıldan bu yana piyasadaki en kaliteli ve en sağlam derin dondurucuları üretiyor. Renk konusunda beyaz ile sınırlı olduğumu düşünüyordum ancak şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda renk seçeneğim olduğunu fark ettim. UED 210 A++ isimli model, birden fazla renk seçeneği içeriyor ve ben en çok mor ile gümüş renklerini beğendim. Açıkçası halen karar vermiş değilim ama mor rengi seçecek gibiyim – çok şık duruyor!


 


Tek özelliği şık durması değil elbette, 190 litre iç hacmi var ve emin olun sadece sizin değil, tüm akrabalarınızın gıdalarını depolamak için fazlasıyla yetiyor! UED 210 A++ enerji sınıfına giren bir model, yani hemen hiç enerji harcamıyor ve elektrik faturasının artmasına neden olmuyor. Dolap içi LED aydınlatma sistemi ve elektrik kesilse bile 48 saat boyunca gıdaları korumaya devam etmesi, sevdiğim diğer özellikler arasında yer alıyor. Bu yılki etleri bir sonraki bayrama dek ilk günkü tazelikleri ile depolamaya kararlıyım: UED 210 A++ derin dondurucu sayesinde bu mümkün oluyor! Satın almak isteyenler için bir ipucu da vereyim: http://satis.ugur.com.tr adresinden sipariş verir ve satın alma işlemleri sırasında UGURGUMUS veya UGURMOR indirim kodunu kullanırsanız, ekstra %5 indirim elde ediyorsunuz. Kampanya hakkında detaylı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.


                                        
Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

BEBEK OLUNCA BEKLERİM!

KalemTraşFotoğraf”ın  yaratıcı ve güzel fotoğrafçısı Özge Aşkıner; hamile, doğum, bebek ve çocuk fotoğraflarını bir film karesi estetiğinde çekiyor. Çeşitli dekorlarda görüntülediği bebeklerin kartpostal pozları görülmeye değer.

  

    Özge yaklaşık 10 yıl mesleğin olan Çevre Mühendisliğini yapmışsın. Fotoğrafçılık nasıl başladı?

Fotoğrafçılık aslında biraz instagram ile başladı. İnstagrama cep telefonu ile çekip koyduğum fotoğraflara güzel tepkiler almaya başlayınca daha da heveslendim. Kendime bir fotoğraf makinesi aldım. Kursuna gittim. Çok fotoğraf inceledim, kitaplar, dergiler karıştırdım. Photoshop öğrendim. Kendimdeki ilerlemeyi fark ettikçe de fotoğraf tutku haline dönüştü. Fotoğraf makinesi de artık yanımdan ayıramadığım bir parçam. Deniz doğduktan sonra da onun fotoğraflarını çekmeye başladım. 1,5 yaşındayken kıyafetler giydirip konseptli çekimler yaptım. 
Bunlardan ilki de tren garında Deniz ‘in bavulu, şapkası ve gözlüğüyle tren beklerken çektiğim pozu oldu. Bu fotoğraf da çok ilgi gördü instagramda. Çağan Irmak kendi sayfasında paylaştı hatta. Sonra Deniz’e konseptli fotoğraflar çekmeye devam ettim. Çevre mühendisliğini de Deniz doğduktan sonra home office olarak yapmaya başlamıştım. Bu yüzden gün içerisinde zamanı ayarlayabilmek de benim elimdeydi. Hobimi nasıl meslek haline getirebilirim diye düşündüm. Bu sırada da doğum fotoğrafçılığı çıktı karşıma.. Hamile olan birkaç yakınımın doğumuna fotoğrafçı olarak girmeyi teklif ettim. Hatta ilk bebeklerim ikizdi. Benim için harika bir deneyimdi, o ana şahit olmak.. Kendi doğumumdan bile daha çok heyecanlandım. Baktım ki kan da görebiliyorum, bir sorun yok, doğum fotoğrafçısı olmayı hedef belirleyip bu yönde ilerledim.

 ÇEKİME BAVULLA GİDİYORUM


       İnstagramda eğlenceli paylaşımlarını zevkle izliyorum. Evden çıkıp  kocaman bir bavul ile çekime gidiyorsun. O bavulun içinde neler var?

Ahh o bavul.. Kalemtraş fotoğraf koymasaydık sanırım adını kırmızı bavul fotoğraf koyardık :) O bavulun içerisinde yenidoğan çekimlerinde kullandığım aksesuarlarım var. İlk zamanlar birkaç poşet ile başlamıştım. Yetmedi bavula geçtim. Artık o da yetmiyor. Bavulun yanında elimde de bir çok şey taşıyorum. Yataklar, sepetler, fonlar.. Ağır ve büyük olduğu için kullanamadığım bir çok aksesuarım da var. Ama buna da çözüm buldum. İnşallah çok yakında yenidoğan çekimlerini kendi stüdyomda yapacağım.  

3  Hamile, doğum, ilk gün çekimi derken paket halinde mi bir ücretlendirme yapıyorsun? Ceplerine ne kadar koyup sana gelmeli aileler bu çekimler için?

Aynen. Hamile, doğum ve yenidoğan çekimlerinden birini, ikisini ya da hepsini içeren paketlerim var. Bunun dışında albümlü albümsüz paket tercihlerim de var. Bir de doğumlar sırasında kısa kısa videolar çekip onları hikâye haline getiriyorum. O da aileler için güzel bir anı oluyor. Özellikle sezaryen doğumlarda annelerin göremediği anlar var. Anne bebekten sonra geldiği için aile üyelerinin bebekle ilk karşılaşma anlarını göremiyorlar. Normal doğumda da bu anları görseler bile hatırlayamayabiliyorlar. Fotoğraf da o anları görmek için güzel bir araç, ancak videodan izlemek daha bir etkili oluyor. Dolayısıyla, bu çekim tercihlerine ya da albüm, film taleplerine göre de fiyatlar değişiyor. Ama 800 – 1600 Tl arasında fiyatlardan söz edebiliriz.

 BEBEK OLUNCA BEKLERİM!


    Düğün fotoğraflarını da senin çekmeni isteyenlere yanıtını merak ettim   Başkasına mı yönlendiriyorsun yoksa onlar için de bir ayrıcalık yapıyor musun?

Açıkçası düğün çekimlerinden çok haz almıyorum. O da ayrı bir uzmanlık konusu bence. Düğün çekimi soranları da o alanda uzman, işini iyi yapan tanıdıklarım var, onlara yönlendiriyorum. Bebek olunca da bana beklerim diyorum :)
Özel hayatında da fotoğraf makinan her zaman yanında oluyor mu? Yoksa cep telefonu ile idare edenlerden misin?

Yani aslında bundan 1 sene öncesine kadar sürekli yanımdaydı. Ama iş hacmim artıkça zaten neredeyse her gün bir arada oluyoruz. Özel hayatımda da özellikle fotoğraf çekmeye gittiğim bir yer değilse, makinemi yanımda taşımıyorum. Ağır olması da buna bir etken tabii. Ama yine de fotoğraf ya da video çekmeden duramıyorum. Bunun için de ya aksiyon kamerasını ya da cep telefonunu kullanıyorum.

 ÇOCUKLARIN İLGİSİNİ ÇEKMEK İÇİN ŞEKİLDEN ŞEKİLE GİRİYORUM


                    Hangi çekimler en çok seni zorluyor?

En zorlandıklarım yürümeye başladıktan sonraki bebek ve çocuk çekimleri. Yenidoğan çekimindeki gibi uyutma şansım da olmuyor. Hareketli de olunca pır dönüyorum etraflarında birkaç kare yakalayabilmek için :) İlgilerini çekebilmek için de hem benim hem de ailenin yapmadığı kalmıyor. Bazen bu çekimlerin kamera arkalarını da çekiyorum. Bebeğin, çocuğun dikkatini çekebilmek için hepimiz şekilden şekile girmişiz. Onun dışında yenidoğan çekimlerinde sıcaklık beni oldukça zorluyor. Bebekleri genelde soyarak ya da üstlerinde çok ince kıyafetlerle çekiyorum. O yüzden de çekim yapılan ortamın bildiğiniz hamam gibi olması lazım :) Evlere gittiğim dönemde, ev sıcaklıklarını da bilmediğim için yanımda ısıtıcı da taşıyordum. Bundan  sonra tabi stüdyo ortamında ısıyı ayarlamam daha kolay olacak. Ama çok sıcak sevmeyen biri olarak, çekimlerde beni en çok zorlayan faktörün sıcaklık olduğunu söyleyebilirim. 

 SOSYAL MEDYA İŞİMİZİN AYRILMAZ BİR PARÇASI


          Sosyal medyayı faal kullanan birisi olarak soruyorum. Mesleğin açısından sosyal  medya kullanımının faydalarından bahsedebilir misin?

Kesinlikle çok büyük faydaları var. Öncelikle, yaptığım işi günü gününe insanlara sunma şansım oluyor. Ortaya koyduğum işi oradan daha yakından takip edebiliyorlar. Birçok insan da bana instagramdan ulaşıyor. Yeni hikaye özelliği ile beni ve ailemi de tanıma şansı buluyorlar. Sonuçta, kendileri için çok özel bir anı benimle paylaşıyorlar. O yüzden o frekansın tutması da çok önemli. Sonra yenidoğan çekimlerinde kullandığım birçok aksesuarı, fonu da instagramdan temin ediyorum. Dolayısıyla sosyal medya işimin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

                 On yıl sonra kendini nerede görüyorsun?

Bu soruyu 6 yıl önce, çevre mühendisi olarak 7 yıldır çalıştığım şirketi değiştirmeye karar verdiğimde, gittiğim bir iş görüşmesinde sormuşlardı. 5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz diye. Ben de kendi işimin başında, kendi işimin patronu olarak görüyorum diye cevap vermiştim. Kastettiğim çevre mühendisliği alanında bir işti ama olsun :) Şimdi bakıyorum da gerçekten de kendi işimin başındayım. Bu arada bu cevaptan dolayı beni o şirkete almamışlardı. Çünkü bekledikleri cevap daha çok bu şirkette üst düzey bir yönetici olarak görüyorum gibi şeylermiş :)

Şimdi 10 yıl sonra nerede görüyorsun dersen, yine fotoğraf işinde olurum sanırım. Biraz daha büyümüş, üstüne bir şeyler katmış olarak... Bir de belgesel hayalim var. Belki onu da çekiyor olurum.

"YETER BAŞIM ŞİŞTİ" DİYE UYARIYOR 4 YAŞINDAKİ DENİZ

  
      Eğlenceli bir aile olduğunuzu düşünüyorum. Birlikte video çekerken yaşadığın en unutulmaz bir anını anlatır mısın?

Videolarımızı çekerken çok eğleniyoruz gerçekten. Çok sıkıcı, rutin ilerleyen bir günümüz 1 dakikacık bir video ile canlanıveriyor bazen. Örneğin Deniz'in küçücükken Köln Katedrali önünde birden "Silifke'nin Yoğurdu" türküsünü söylemesi çok güldürmüştü beni. Uzun yolculuklarımızda mesafeler kısalabiliyor bu çekimlerle. Yine böyle uzun soluklu  bir seyahatimizde, şarkılarla, videolarla, türlü şımarıklıklarımızla yolculuk süremizi azaltmaya çalışırken, 4 yaşındaki oğlumuz bizi "Yeter, başım şişti" diye uyardı. Genelde çocukların ebeveynlerin başını şişirdiği bir dünyada, bu uyarı birazcık da olsa utandırmıştı bizi:) Sonra kaldığımız yerden devam ettik :)
   
                                                                                                                        
Ama aslen, en unutamadığımız video eğlenceli olanlardan değil. Deniz'i 3-3,5 yaşlarında Anıtkabir'e götürmüştük ve Atatürk'ün aslen görmüş olduğu mozolenin çok daha altında yattığını anlattık. 
Herhalde kendi dünyasında  O'nun kanlı canlı bir figürünü hayal etmiş olacak ki, mozolenin önünde ayaklarını yere vurarak uzunca bir süre babasından yeri kazmasını diledi. Gözlerimiz yaşardı. Ağlamaktan tek kelime de edemedik. Tabi sadece bizi değil o gün, videoyu izleyenleri de derinden etkileyen bir anımız oldu. 

 ZAMANE GENÇLİĞİ  "DAR PANTOLON KISA TSHİRT" 


      “Dar pantolon kısa tshirt” desem bana ne dersin?

Orası bizim şımarma alanımız :) Bu hesabın ismini ilk telaffuz ettiğimdeki kahkahalarımız geliyor ilk önce aklıma. Bu isim zamane gençliğini tanımlarken ortaya çıkıverdi ve soytarı hallerimize çok uygun olduğunu düşündük. Zamanla "kısa paça kürk manto" ya da "yırtık gömlek akıllı gözlük" gibi bir şey olabilir, çünkü hesabın birincil kontrolü artık eşimde ve benim de bir numaralı takipçim oldu. Ses efektleri ile fotoğrafları birleştirme denemeleri yapıyor o da bir yandan. Yakın zamanda paylaşımlarını görebiliriz belki buradan.